Göz açıp kapayıncaya kadar yarım yıl geçmişti bile. Linley sıcak bahari, yakıcı yazı, serin sonbaharı çok çalışıp vücudunu güçlendirerek geçirdi. Boş eğitim bölgesinin yanındaki kavak ağacı rüzgar nereye esse o tarafa doğru yapraklarını fırlatırdı. Yapraklar yavaş yavaş bütün eğitim alanını kaplardı.
Gökyüzü yavaşça karardı.
Bugün eğitim alanındaki kişi sayısı baya kalabalıktı. Yaklaşık üç yüz kişi.
“Bugünün eğitim programi burada bitiyor.“ Hillman gülümsedi.“Fakat herkesin ayrılmadan önce orduya katılmak için Wushan`ı terk edecek olan sıradaki grubu tebrik etmesi lazım.“ Ordu kayıtlarının başlaması sonbaharın sonuna denk geliyordu. Bütün kıtanın topyekün savaş çağına girmesiyle, küçük çocuklar bile güçlü bir savaşçı olmayı onur belgesi olarak görmeye başlamıştı. Doğal olarak büyücü olmak isteyenler de vardı, fakat büyücü olmak aşırı zordu. Belki de on binde yalnızca bir kişi bu yeteneklere sahipti. Böyle düşük bir ihtimal olduğunu düşünürsek, sıradan bir insan bunu hayal bile edemezdi.
Bir savaşçı olmak çok daha kolaydi.16 yaşına geldiğinde, en az birinci seviye bir savaşçı olduğun sürece orduya girebilirdin.
“Hillman amca, teşekkürler!“
Hepsi on yedi yaşında 120 genç, saygıyla Hillman`e doğru egildiler. Bu gençler normalde eğitime katılmıyordu. Hepsinin birer yetişkin olarak yapmak zorunda olduğu kendi işleri vardı. Fakat hepsi küçüklükten itibaren Hillman tarafından eğitildiği için onu değerli hocaları olarak görüyorlardı.
Orduya katılmadan önce hepsi Hillman`e hoşçakal demek için gelmişti.
Bu enerji dolu istekli gençlere bakarken Hillman`in kalbi sayısız duyguyla doldu. Hillman hepsinin orduya katılmak için istekli olduğunu biliyordu. Ama on yıllık askeri hizmetten sonra kaç tanesi tek parça halinde evlerine dönebilecekti?
“Umarım bu 120 öğrencinin en az yarısı sağ salim geri döner.“ Hillman sessizce dua etti.
Hillman çocuklara bakarak açık bir sesle “Dinleyin, veletler! Hepiniz Wushan kasabasının erkeklerisiniz. Wushan erkeği göğsünü gererek bütün zorlukları karşılar, hiçbir korkuyu kabul etmez. Anlaşıldı mı?“
Tüm bu onyedilik gençler göğüslerini şişirerek dümdüz bir pozisyon aldı. Gözlerinde askeri hayatı ne kadar arzuladıkları görülüyordu. Hepsi bir ağızdan “Anlaşıldı!“ diye bağırdı.
“Güzel!“ Hillman da çubuk gibi dümdüz bir pozisyonda duruyordu. Bakışlarında askerlikten kalma o soğuk hava vardı.
“Yarın, hepiniz yollara düşeceksiniz. Bu gece iyi hazırlanın. Biliyorum, hepiniz yeterince güçlüsünüz. Orduya kolaylıkla gireceksiniz! Ben, Hillman, Wushan`da hepinizin şanlı dönüşünü bekliyor olacağım!“ Hillman canlı bir sesle söyledi.
Gençlerin gözleri alev alev parlıyordu.
Eve şanslı bir dönüş yapmak. Bu her gencin hayaliydi.
“Şimdi, hepinize emrediyorum, hemen eve gidin ve hazırlıklara başlayın. Dağıl!“ Hillman`in soğuk sesi yankılandı.
“Emredersiniz!“
Peşlerinde hala orda kalan yaklaşık 200 çocuğun hayranlık dolu bakışlarıyla beraber, 120 genç saygıyla selam verip ayrıldı. Yarın yepyeni bir seyahate başlayacaklardı.
“Hala iki yılım var. Yaşım dolduğunda bende askere gitmek istiyorum.“
“Gerçekten heyecanlı, kalbimin delice attığı bir hayat yaşamak istiyorum. Bütün hayatımı burada Wushan`da geçirmek zorunda kalsaydım, sonsuza kadar yaşasam da bir anlamı olmaz.“
…..
13 yaşlarında bir grup çocuk kendi aralarında sohbet ediyordu. Hepsi zaferlerle dolu bir hayatı özlemliyordu. Hepsi güçlenip üne kavuşmak, kızlar tarafından arzulanmak ve yakın çevresinden saygı duymak istiyordu.
Bu onların rüyasıydı!
“Linley, baban Lord Hogg`un seninle bazı çok önemli işleri varmış. Diğer çocuklarla oynamaya gitme.Benimle eve gel.“ Hillman Linley`le beraber eve yürüdü. Ona bakarken kendini gururlu hissediyordu.
Linley inanılmaz zekiydi. Babası Hogg`un vesayeti altında çocukluktan beri pek çok kelime öğrenmiş ve pek çok kitap okumuştu.
Okumak gerçekten çok lüks bir olaydı. Genellikle sadece asil ailelerin çocukları okuyabiliyordu. Baruch klanı gerçekten kadim bir klandı ve pek çok kitaba sahipti.
“Hillman amca, biliyorum. Babam zaten üç kez hatırlattı bana. Lord babam hiç bu kadar ısrarcı olmamıştı. Oynamaya dışarı gitmeyecegim.“ bir tanesi eksik olsa da Linley dişleri görünecek şekilde hafiften güldü.
“Yeter bu kadar. Bir dişin yok gülerken içeri rüzgar giriyor.“ Hillman gülerek dedi. “Hadi eve git.“
…..
Kadim Baruch malikanesinin ön kısmında, aile akşam yemeğini bitirdi. Linley küçük kardeşiyle oynuyordu. “Abi, şarıl, şarıl!“
Küçük Wharton saf ve temiz bir şekilde Linley`e bakıyordu. Dengesiz bir şekilde yürürken, o tombul kısa kollarını uzatarak Linley`i kucaklamaya çalışıyordu. Linley yakında durarak, sessizce Wharton`un ona ulaşmasını bekledi.
Linley onu cesaretlendirecek şekilde “Wharton, yapabilirsin!“ dedi.
Küçük Wharton`un titrek adımları her an düşecekmiş korkusu yayıyordu. Ama sonunda büyük abisinin kucağına varmaya başardı. Su gibi pürüzsüz teni hafifçe pembeydi. Büyük yuvarlak gözleriyle abisine baktı, o bebek sesiyle “Abi, abi“ dedi.
Küçük kardeşine bakarken Linley`nin kalbi ısınıp sevgiyle doldu.
Annesi, dedesi yada ninesi yoktu. Babası ve evin hademesi onunla ilgilense de, erken yaşta olgunlaşmış Linley, küçük kardeşine karşı aşırı sevgi dolu ve korumacıydı. Linley`nin gözünde bir abi olarak kardeşiyle ilgilenmek onun göreviydi.
“Wharton, ne öğrendin bu gün bakalım?“ Linley gülerek sordu.
Wharton sevimli bir şekilde somurttu.Biraz düşündükten sonra heyecanla “Bu gün temizlik bezlerini kullanmayı öğrendim!“ dedi.
“Temizlik bezleri mi?“ Linley kontrolsüz bir şekilde gülerek “Ne sildin bakalım?“ diye sordu.
Wharton parmaklarıyla sayarak “Bezleri ilk yerleri silmek için kullandım, sonra tuvalet odasındaki testileri, sonrada… sonrada … ah doğru, tabakları sildim!“ Heyecanla Linley`e bakarak onu övmesini bekledi.
“Tuvalet odasindaki testileri sildin, sonrada tabakları mı sildin?” Linley`nin gözleri dev gibiydi.
“Ne oldu, yanlış mı yaptım? Gerçekten güzel sildim ama onları.“ Wharton`in küçük kafası Linley`e bakarken gözlerinde kafasının karıştığı görülebiliyordu.
Yuvarlak burunlu yaşlı bir adam üstlerine yürüyerek “Genç efendi Linley, babanız size çağırıyor. Gelin taşıyayım sizi genç efendi Wharton.“ dedi. Bu yuvarlak burunlu yaşlı adam Baruch klanının hademesi Hiri`ydi. Bütün malikanede bu hademe dışında bir hizmetçi kız bile yoktu.
Linley`nin artık Wharton`la oynayacak vakti yoktu. Wharton`u Büyükbaba Hiri`ye vererek misafir salonuna doğru yürüdü.
“Acaba babam beni niye çağırdı?“ küçük olsa da babasının onu bu sefer önemli bir şey için çağırdığını tahmin edebiliyordu.
Misafir salonuna girerken köşede Linley`den daha uzun bir masa saati vardı.
Bu saat yüksek kalite bir eşya sayılabilirdi. Genelde sadece zengin ve asil aileler böyle saatlere sahipti. Şuan Linley`nin babası şöminenin yanında oturuyordu, yanan odunların sesi açıkça duyuluyordu.
“Um? Elbiselerini niye değiştirdin baba?“ Linley babasını böyle gördüğü için şaşırmıştı. Evdeyken normalde babası sıradan elbiseler giyerdi. Az önce akşam yemeğinde de normal kıyafetler vardı üstünde. Ama şimdi gayet şık, asil bir set giyiyordu.
Hogg`un bütün vücudu asil, kadim bir hava yayıyordu. Bu paranın satın alabileceği bir aura değil, kadim bir klanın varislerine aktardığı bir şeydi. Beş bin yıl boyunca ayakta kalmış kadim bir klan, sıradan asil bir klanla nasıl karşılaştırılabilirdi ki?
Hogg etrafında dönerek, gözlerini açıp Linley`e baktı.
“Linley, gel benle. Atalarımızdan kalma salona geçelim. Hiri amca, klanımın durumunu zaten biliyorsun, bu yüzden sen de gelebilirsin.“ Hogg gülerek söyledi. “Atalarımızın salonu mu?“ Linley şaşırmıştı.
Baruch klanının üyeleri malikanenin yalnızca ön kısmında kalıyordu. Arkada kalan bölümlere nerdeyse kimse temizlemeye gitmiyordu. Sadece bu salona ayda bir temizliğe gidiliyordu.
“Fakat Atalarımıza adak adama zamanı değil ki. Neden Atalarımızın salonuna gidiyoruz?“ Linley`nin kafasında bir sürü soru vardı.
Hogg, Linley ve hala Wharton`u tutan Hiri amca misafir salonundan çıkarak mavikayadan yapılma patikayı izleyerek malikânenin arkasına doğru yürüdüler.
Sonbaharın sonlarıydı, hava buz gibiydi.
Soğuk rüzgar durmadan esiyor. Linley elinde olmadan titriyordu. Ama hiç ses çıkarmadı, çünkü bu günün diğerlerinden farklı olduğunu hissediyordu. Linley babasını izleyerek salona girdi.
“Şak“ Salonun kapısı kapandı.
Salondaki mumların yanmasıyla, bütün salon ışıl ışıl oldu. Linley anında salonun önüne yerleştirilmiş ruh tabletlerini gördü. Bu kalın, yoğun ruh tablet kümesi Baruch klanının hayatını anlatıyordu.
Hogg hiç ses çıkarmadan ruh tabletlerinin önünde durdu.
Linley çok gergindi, mumların fısıldaması haricinde salonda çıt çıkmıyordu. Bu sessizlik kalbinde inanılmaz bir baskı oluşturuyordu.
Aniden, Hogg dönüp bakışlarını Linley`e odakladı. Ağır bir sesle “Linley, yapılacak pek çok şey var. Ama önce sana biraz Baruch klanının tarihinden bahsedeyim.“
Linley kalbinin tuhaf bir şekilde attığını hissedebiliyordu.
“Klanımızın tarihi mi? Ne olabilir ki?“ Linley içten içe öğrenmek için sabırsızlanıyordu ama şuan ses çıkarmaya cesaret edemiyordu.
Yüzünde ki gurur görünür bir şekilde, Hogg net bir sesle, “Linley, bizim Baruch klanımız beş bin yıldır ayakta. Bütün Fenlai krallığını tarasan, bizimki kadar eski bir klan bulabileceğini sanmıyorum.“ Hogg tam gururla konuşuyordu.
Kadim. Bazı asiller bu kelimeye çok önem verirdi.
“Linley, Yulan kıtasındaki efsanevi Dört Yüce Savaşçı`yı hiç duydun mu?“ kafasını döndürerek Hogg Linley’e baktı.
Linley gözleri ışıklar saçarak kafa salladı. “Biliyorum. Hillman amcaya göre, efsanevi Dört Yüce Savaşçı: Ejderkanı Savaşçısı, Moralev Savaşçısı, Kaplan Çizgili Savaşçı ve Ölümsüz Savaşçı!“
Memnun bir şekilde Hogg kafa salladı. Gülerek “Doğru! Şimdi, sana birşey söyleyeceğim. Dört Yüce Savaşçı aslında dört kadim klanı belirtiyor. Ve bizim Baruch klanımız da bunlardan biri olan yüce Erderkanı Savaşçısı soyundan geliyor!“
"2. Bölüm"bölümü için yorumlar
MANGA TARTIŞMASI